Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Batıda, İran’ın Uranyum zenginleştirmesini durdurduk şeklinde, sevinç edası ile sunulan görüşmeler, İran tarafında daha ihtiyatlı karşılandığını, hatta eleştirisel bakış açısının terazinin diğer kefesine oranla daha ağır bastığını söyleyebiliriz.Merkezi Kum’da bulunan, Kum İslami İlimler Medresesi “Müderrisler Camiası” üyelerinin, İran Dış İlişkiler Bakanı Cevad Zarif ile bir araya geldiği, soru ve cevap çeklinde geçen toplantı, Cenevre görüşmelerinin İran açısında çok da “Uzlaşma” niteliği taşımadığını göstermektedir. Alimler, görüşmelerin “Şeffaf” bir şekilde yapılmadığını, dolayısıyla batılıların görüşmelerin akabinde yaptığı açıklamalar ile İran’ın uranyum zenginleştirme haklarını inkar ettikleri şeklinde bir durum, sonuç ortaya çıktığını dile getirdiler.Sadece bununla değil tabi, uzlaşma maddelerinde bulunan, %20 lik bir uranyumun etkisiz hale getirilmesi meselesi “Müderrisler Camiası” üyeleri tarafından dile getirilirken, Müderrislerin asıl çekincesi, “Batılı Devletlerin” yapılan uzlaşı ve anlaşmalara uymayacakları ve İran’ın kazanılmış haklarını inkar edecekleri şeklindeki haklı ve yerinde kaygıları ön plana çıktı.Zarif ise, “Bu bir kapıydı ve biz kapıyı açtık” şeklinde yaklaşımının ardından “Daha yolun başındayız ve biz kendi isteklerimizi gerçekleştireceğiz”, diyerek nükleer müzakerelerde ortaya çıkan tabloyu savunması bu konunun daha çok gündemde kalacağını göstermektedir.Bir diğer mesele ise İran’da bazı kesimlerce, bir önceki baş müzakereci Dr. Said Celili’nin, müzakerelerde ortaya koymuş olduğu dirayetin ve başarının yok sayılması, gözlerden kaçırılması, başarı diye adlandırılan kısımdan pay ayrılmaması, müzakerelerin serencamına karşı yapılmış bir haksızlık olarak eleştirilerin bir başka boyutu olarak karşımıza çıktı.Yani, müzakerelerden sonra ortaya çıkan “Uzlaşının” İran dışındaki ve içindeki yankıları hala sıcaklığını koruyor. Hasan Ruhani ile farklı tonda siyaset üretmeye başlayan ve yürüttükleri politikaların haklılığını ortaya koymak isteyen yeni yönetim, bir yandan da eski yönetimi ve gerçekleştirdikleri müzakere sürecini el altından eleştiriyor aslında. Ruhani yönetiminin henüz İran içerisinde ve dışında ciddi bir rahatlama yaptığından söz edilemez. Ancak Ahmedinejad’ın son bir yılında dış baskılarla ekonomik sıkıntılara giren İran’da, psikolojik iyimserliği görmek mümkün.İran’ın, Erak’ta bulunan ağır su reaktörüni BM denetçilerine açması, müzakerelere uyacağının sinyalini vermiş oldu. Fakat Batı, İran’ın nükleer hakkını teslim edecek ve İran ekonomisine ciddi zararlar veren ambargoların kaldırılması yönünde somut adımlar attığı söylenemez.İran dış politikasının ana hatları, iş başına gelen hükümetlerin “yöntemleri ve tarzları” ile değişmez. Çünkü dış politikanın ana hatları anayasa uyarınca islam inkılabı rehberi Ayetullah Hamanei tarafından belirlenir..İran dış politikasının kırmızı çizgileri vardır. Bunların başında İsrail İşgal rejimini tanımamak yer alır.Şimon Perez’in gündeme getirdiği “İran ile görüşmeye hazırız” şeklindeki teklif, aslında İran’ın müzakerelerde ortaya koyduğu performansı flu, anlaşılmaz ve şüpheli hale getirme çabasıdır. Perez’in en onulmayacak bir şeyi gündeme getirmesi bundandır. İsrail’i meşru bir devlet olarak görmeyen İran’ın, İsrail’le görüşmesi, İran dış politikasında kırmızı bir çizginin aşılması anlamına gelir ki, bu “şeytani teklif”in amacı “surda bir gedik açmak”dır. Aşılması henüz mümkün olmayan bir “kırmızı çizgi”nin aşılması anlamına gelmekte. Buradaki bir başka amaç, İran’ın müzakereler sonrasında ortaya çıkan anlaşmaya uymada psikolojik baskı altına almak, İsrail’in uzattığı “zeytin dalına!”el uzatmayan İran’ın müzakere şartlarını yerine getirmede baskı altına alma düşüncesidir. İran’ı, ilkelerini ve gayesini yakından tanıyan herkes bilir ki, bu kabul edilecek, hatta ciddiye alınacak bir teklif olamaz.Hiç şüphesiz bu teklife icabet halinde İsrail hanesine büyük bir başarı olarak yansıyacak; fakat bu durum İran için hem içeride hem de dünya Müslümanları nezdinde tamiri mümkün olmayacak büyük bir soruna dönüşecektir. Bu durumu Perez’in bilmediği, gözden kaçırdığını söylemek doğru bir tespit yapmaktan uzak olur.İran’ın Nükleer programından vazgeçmesi, İran halkının ve tüm Müslüman halkların hakkı olan bir “güç”ten vazgeçmesi anlamına gelmektedir. Her türlü nükleer silahları envanterinde barındıran ABD ve İsrail’in dayatmasıyla, İran’ın nükleer silah üreteceği gerekçesi öne sürülerek, engel olunmak istenen nükleer programının arka planı, İslam dünyası içerisinde nükleer gücü elinde bulunduran bir İran’ın önü alınamaz bir şekilde kendilerine karşı dünya halkları nezdinde bir alternatife dönüşmesinden duydukları çekincedir.Artık İran’ın nükleer hakkını tanımak zorunda olan Batının, bu aşamadan sonra İran’ın nükleer programını destekleyeceğini beklemek tam bir hayal ürünü olur. Tam da burada İran iç kamuoyundaki çekinceler ve kaygılar, İran’ın uzun bir maraton sonunda kazanmış olduğu ve hakkı olduğuna inandığı bir meselede irtifa kaybetmesi ve muhataplarının her konuda olduğu gibi bu konudaki aç gözlü ve güvenilmez oldukları gerçekliği düşüncesi etrafında toplanmaktadır.Bugüne kadar nükleer programın bu safhalara gelmesinde önemli katkı ve çabaların Ahmedinejad hükümeti döneminde sağlandığı inkar edilemez. Geçmiş hükümet zamanında tamamlanan uranyum zenginleştirme döngüsü ve ortaya konulan performans yıllarca süren görüşmeler sırasında baş müzakereci Dr. Said Celili’nin her türlü dayatma ve tehdit karşısında sıkı ve disiplinli çalışmasıyla korunmuştu.Henüz ne kadar başarılı veya başarısız olduğu konusunda yargıda bulunmanın erken olduğu son uzlaşma sürecini zafer olarak ilan eden yeni hükümetin alkış ve teşekkür kısmını sadece kendi hanesine yazması, başarısızlık olarak nitelendirilen ve eleştirilen kısımları seleflerine atfetmesi Dr. Said Celili ve önceki müzakerecilere haksızlık olur kanısındayım.İran Halkı, ABD ve Batının yalan ve hile dolu siyasetine vakıf olduklarından, süreç içersinde en küçük hatanın telafisinin çok zor olduğunu bilmektedir. İşte bu yüzden müzakerelerde ortaya çıkan tabloyu dikkatle takip etmekte ve en ayrıntılarına kadar değerlendirmektedir.Selam ve dua ile..SADIK ÇELİK
9 Aralık 2013 - 20:30
News ID: 487542
Allah’ın adıyla İran’ın, BM Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesi ve Almanya ile nükleer programına ilişkin yürüttüğü müzakerelerin ardından, yankılar sürmeye devam ediyor.